Diğer makalelerimde belirttiğim üzere mirasın intikal işlemleri, veraset ilamı ve eğer bilinmeyenlerin çokluğu mevcutsa terekenin tespiti davalarının önemleri üzerinde durmuştum. Peki son olarak bahsettiğim uygulamada ilk tercih olarak görülmese de terekenin tespiti davası ile aslında ne kadar çok şeyin tespit edilebildiğini biraz daha açıklamak isterim.
Öncelikle vefat eden kişinin ardından her şey göründüğü gibi kolay olmuyor demiştik, mirasın birçok kişi tarafından paylaşılmaya çalışılması, akrabalar arası tartışmaların yaşanması maalesef gündeme gelebilecek bir seçenek olduğu gibi, murisin borca batık olarak vefat etmesi ve geride bıraktığı mirasçıları bu borç ile yükümlü kılmasının da bir seçenek olabileceğini belirtmiştik. Peki bu durumda mirasçı borca batık murisin mirasın üstlenmek zorunda mıdır dersek, cevabımız genel itibariyle hayır olacaktır.
Kimi mirasçılar bunun vicdani bir yükümlülük ve ölenin rahat bir şekilde mezarında dinlenmesi için kendine bir borç görür ve vefat edenin ardından kalan bütün borçları temizlemeye çalışırken, kimi mirasçılar ise bunun için kendinde bir sorumluluk görmez ki bu en doğal haklarıdır ve bu kalan mirastan tamamen kendini soyutlarlar. İlk seçenek tabii ki olağan hayat içinde çok az karşımıza çıkan, çok az kişinin talep edeceği ve genel olarak hukuki danışmanların da önermediği bir seçenektir. Peki borca batık mirası reddederken nelere dikkat edilir?
Mirasın reddi, bir diğer ifade ile reddi miras;
Murisin vefatı üzerine yasal veya atanmış mirasçıların vefat edenden onlara intikal edecek her türlü borç ve alacakları oluşturduğu mirasın hak ve yükümlülüklerinin reddedilmesidir. Daha önceki yazılarımda belirttiğim üzere mirasın bir kısmını talep ederek bir kısmının kendine geçmesinden imtina etmek hukuken mümkün değildir. Mirasta ilkesel olarak geçerli olan külli halefiyet ilkesi gereği, miras bırakanın tüm malvarlığı ve borçları üzerinde kendiliğinden mirasçılık sıfatını kazanılır. Ve hatta mirasçılık sıfatı kazanıldığında mirasçılar artık murisin borçlarından yalnız tereke ile değil, şahsi malvarlıklarıyla da bu borçlara karşı sorumlu hale gelirler.
Mirasın intikalinden sonra dediğimiz bu hususlar ile borca batık kişinin mirasından sorumlu olmak istemeyenler adına gündeme gelecek kavram mirasın reddidir. Miras külli halefiyet ilkesinin bir diğer gereği olarak kişi vefat ettiğinde doğrudan mirasçılara geçer, bunun geçişini istemeyen mirasçılar sonrasında mirası reddettiğini belirterek bu sorumluluktan kurtulabilirler. Yani açıkça ifade etmek gerekirse murisin vefatından önce mirasçılara red hakkı doğmaz. Murisin vefatından önce ancak mirastan feragat sözleşmesi yapılarak ya da kalacak miras hakkının başka birine temliki ile mirasın üzerine kalmasından kurtulunması mümkündür.
Peki atanmış ve ya yasal mirasçılar mirası reddederken hangi şekilde bunu yerine getirebilirler? Birincisi mirasın gerçek reddidir. Sonrasında ise mirasın hükmen reddinden bahsedilir.
Türk Medeni Kanunu’na göre ehil olan mirasçıların yazılı veya sözlü olarak mirası red yönündeki beyanları murisin son yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi’ne bildrimleri ile gerçekleştirilir. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu hakkın kullanılabilmesi için murisin vefatı ve mirasın intikal etmiş olması şarttır. Bu red beyanı herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Bunun yazılı ve yahut sözlü bir şekilde Sulh Hukuk Mahkeme’sine bildirilmesi yeterlidir.
Yalnız mirasın kayıtsız ve şartsız reddinin önemli olduğunun ve ayrıca bir takım başkaca dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunu önemle belirtmemiz gerekir. Bunun içinde bir takım süreler de olduğu gibi bu sürelere uyulmamasının ve ya yapılacak beyanın yanlış ve yahut hatalı olmasının kişinin istenmeyen sonuçlar ile karşılaşmasını mümkün kılabileceğini söylemeliyim.
Her ne kadar mirasın reddi hususu, Türk Medeni Kanun (TMK) 605-618. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, belki bir kısım soru işaretlerinizi giderecek maddeleri burada bulabilecekseniz de, bunların uygulaması ve yaptırımları açısından mutlaka uzman bir kişi tarafından bilgi almanız son derece önemlidir.
Saygılarımla,
Av. Çetin Tuğberk Gürcan